30 Mayıs 2014

2014 FIFA Dünya Kupası 'nda Oynayacak Türkiye Ligi Futbolcuları

Dünyanın futbol organizasyonu kapsamında ki en büyük organizasyonu Dünya Kupası 12 Haziran - 14 Temmuz arasında futbolun yaşam ile içiçe olduğu Brezilya da gerçekleştirilecek. Brezilya bu organizasyonu tarihin de ikinci defa yapıyor. Dilerim bir gün Türkiye de de bir dünya kupası organize etmek bizlere nasip olur. Fakat bu yüzyıl da böyle çapta bir organizasyonun bize verileceğini düşünmek oldukça iyimser bir temenni. 

Bana göre şampiyonanın en büyük favorileri evsahibi Brezilya, son yıllarda hem kulüp hem milli takım olarak futbola damgasını vurmuş İspanya ve Almanya. Tabi ki bu tarz turnavalar da çeyrek final, yarı finaller de sürpriz takımlar da çıkabiliyor. Bununla birlikte gözler dünyanın en büyük yıldızı olarak gösterilen Lionel Messi ve doğal olarak Arjantin Milli Takımı'nda da olacak. 

Her ne kadar milli takımımızı bu turnuva da seyredemeyecek olsakta bu sene ligimizde mücadele eden aşağıda ki yabancı futbolcuları da merakla takip edeceğiz. 

Kamerun Milli Takımı
  • Charles Itandje (Konyaspor), 
  • Dany Nounkeu (Beşiktaş), 
  • Aurelien Chedjou (Galatasaray),
  • Eyong Enoh ( Antalyaspor ),
  • Achille Webo (Fenerbahçe), 
Hollanda Mili Takımı
  • Wesley Sneijder (Galatasaray),
  • Dirk Kuyt (Fenerbahçe),
Yunanistan Milli Takımı
  • Alexandros Tziolis (Kayserispor), 
  • Theofanis Gekas (Konyaspor)
Fildişi Sahilleri Milli Takımı
  • Didier Zokora (Trabzonspor)
  • Souleman Bamba (Trabzonspor),  
  • Didier Drogba (Galatasaray), 
Uruguay Milli Takımı 
  • Fernando Muslera (Galatasaray) 
Bosna Hersek Milli Takımı
  • Ognjen Vranjes (Elazığspor), 
  •  Izet Hajrovic (Galatasaray), 
  • Haris Medunjanin (Gaziantepspor),
  • Senijad Ibricic (Erciyesspor), 
  • Edin Visca (İstanbul BB)
Nijerya Milli Takımı
  • Godfrey Oboabona (Rizespor),
  • Emmanuel Emenike (Fenerbahce),
Gana Milli Takımı
  • Jerry Akaminko (Eskisehirspor), 


Portekiz Milli Takımı
  • Bruno Alves (Fenerbahçe), 
  • Raul Meireles (Fenerbahçe),
  • Hugo Almeida (Beşiktaş),
ABD Milli Takımı
  • Jermaine Jones (Beşiktaş), 

Birde önceki sezonlar da ligimizde mücadele eden tanıdık isimler de bu turnava da top koşturacak.
  • Ricardo Quaresma ( Portekiz)
  • Faryd Mondragon (Şili)
  • Diego Lugano (Uruguay),
  • Franck Ribery (Fransa),
  • Reto Ziegler (İsviçre)
  • Giovani dos Santos (Meksika),
Fotoğraflar, Espnmediazone sitesinden alıntıdır.



09 Ekim 2013

Ayasofya Fotoğraflarım

Güneşli bir sonbahar günü. 
İstanbul tam anlamıyla turist kaynıyor.
Şehrin en turistik bölgelerinden biri olan Sultanahmet'teyim. 
Gezelim görelim programımın adresi Ayasofya. 
Girişte yüzlerce insan kuyrukta. 
Müzekartım sayesinde bilet alma sırasını geçip içeriye yönleniyorum.
Ayasofya, Bizans İmparatoru Justinianos tarafından 527-565 yılları arasındaki dönemde yapılmış.
916 yıl kilise olarak kullanılan yapı 1453'te Fatih Sultan Mehmed'in fethi ile 482 yılda cami olarak kullanılmış.
Bu kadar yıllar boyunca böyle muhteşem bir yapının hala ayakta durması muhteşem bir durum.
Halen restorasyon çalışmaları devam ediyor. İçeri de büyük inşaat iskeleleri mevcut.
Ayasofya bir isim değil sofya Yunanca da bilgelik anlamında bir kelime. Ayasofya ise yüce bilgelik demek oluyor bu durumda.
Yapı oldukça etkileyici. Klasik olacak ama insan içerisinde yürüken, mermerlere dokunurken yüz yıllarca öncesini hissediyor.
Aşağı da Ayasofya da çektiğim kareler yer almaktadır.




















02 Ekim 2013

Garip Hikayeler Serisi

Yatmak için yukarı çıktı. Odasına varan merdivenleri çifter çifter çıkmaktan hoşlanıyordu. Fakat her seferinde merdivenlerin başında büyükannesi ile karşılaşıyor, azarı işitiyordu. Beyaz başörtülü ve açık mavi geceliğiyle Saadet Hanım, elinde tuttuğu fenerin ışığıyla duvara yansıyan gölgesiyle başka alemlerden gelen hayaletler gibiydi. Yaşadıkları ev, üç katlı eski bir konaktı. Odasını küçük kardeşi Rıza ile paylaşıyordu. Rıza bazı geceler korkuyor ve abisinin yanına yatıyordu. Her ne kadar tek kişilik yatakta sıkışık bir durumda olsa da kardeşini yatağına götürmeye gönlü el vermiyordu. 

Sabah oldukça geç uyandı. Mutfağa koştu. Okula yetişmesi için çabuk olmalıydı. Karnı zil çalsa da okula geç kalıp öğretmeninden laf yemek hiç işine gelmiyordu. Aklına hükümetin açıkladığı yeni demokrasi paketi geldi. Bundan sonra sabahları  ''Andımız'' 'ı okumayacaklardı. Bununla birlikte kompozisyon derslerinde X, W, Q harflerini  kullanabileceklerdi. Ama bu pakette aklını karıştıran ( bundan sonraki seçimlerde nasıl bir sistem uygulanacağı gibi) bir çok nokta vardı. Barajı düşürmekle ne kadar demokrat olunabileceğini düşünüyordu. Ona göre bu durum ters orantılı bir eğrinin demokrasiyi kesen demoklesin kılıcı gibiydi. 

İnsanoğlunun kendi yazılı tarihi öncesinde bir Altın Çağı olduğuna hep inanmıştı. Belki de geçmişe özlem denilen bu durum insanın kendi içinde tanrılaştırdığı boş bir statü ve ölümsüzlüğe erişmenin peşinde sürüklenen ilkel beyinlerin mantıksız bir betimlemesiydi. Günahkar şehirlerin yıkıldığı, aniden ortaya çıkan meleklerin insanlara nur saçtığı zamanlarda, göklerin kapılarını açıp aşırı gürültülerin inanılmaz sessizliklere dönüşmesiyle kanunları kendi adına yürütenler bu Altın Çağa inananlar olabilir miydi?

1971 yılı şubat ayında ABD tarihteki en süreli misyonu olan insansız bir uzay aracı fırlatırken Türkiye de yaklaşık bir ay sonra yani mart ayında TürkSilahlı Kuvvetleri ''12 Mart Muhtırası'' ' nı yayınlıyordu. Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Meduh Tağmaç ve diğer kuvvet komutanları imzalı bu muhtırayı Cumhurbaşkanı, Cumhuriyet Senatosu ve TBMM Başkanvekilliği'ne veriyordu. 

Cumhuriyet senatosunu yeni neslin bilmesi zor olduğundan şöyle anlatabiliriz; Cumhuriyet Senatosu; 1961 Anayasasına göre yasama organını meydana getiren iki meclisten biri olup, genel oyla seçilen 150 üye, Cumhurbaşkanınca seçilen 15 üye ve tabii üyelerden kurulan yasama organıdır. Kanunların akışını yavaşlattığı görüşü sonucu 1982 Anayasası ile yürürlükten kaldırılmıştır. 

İşte aynı tarihlerde kimin ne yaptığını belirtmek kimin nereye gideceği konusunda da bir fikir veriyor.

10 Eylül 2013

Bozcaada İzlenimleri

Bu yaz yolumuz Bozcaada'ya düştü. Bizim gibi Bozcaada'ya gitmeyi planlayanların internette araştırma yaptıklarında belki işlerine yarayacak izlenimlerimi kısa kısa paylaşıyorum.

Bozcaada'ya Vapurdan Bakış

Esnafın arasında söz birliği olduğunu tahmin ediyorum yeme içme konaklama hediyelik ıvır zıvır alışverişte pazarlık olmuyor bir şekilde prensip tabela fiyatı uygulanıyor veya '' ilk defa geldik adaya kimseyi tanımıyoruz'' diye ayak alışsın tarzında farklı bir tarife uygulanmıyor. Oteller oda kahvaltı sistemi çalışıyor mecbur yemekleri dışarıdaki mekanlarda yemek durumundasınız. Yeme içme mekanlarına gelince feribottan inince sol tarafta adanın tahminim en tuzlu mekanları var. Boğazda ki balık lokantaları ayarında. Zaten balık fiyatları, mezeler hemen hemen ayni fiyatlarda. Mekan sahipleri ile pazarlık yaparsanız '' biz balıktan değil mezeden kazanıyoruz'' diyorlar. Örneğin sinaritin kilosunu 150 TL'y,e levreği de 80 TL'ye satıyorlar. Mezeler gerçekten İstanbul'da zor bulunabilecek türden lezzetli.

Balık Restoranları
Martı Restaurant'ta yediğimiz keçi peynirle yapılan ahtapot dolması nefisti özellikle. Öğle yemeklerinde Şükrü Usta Lokantası zeytinyağlılar ve tencere yemekleri oldukça lezzetli ve fiyatları uygundu. Duvarlarında da aşağıda görüldüğü üzere ulu önderimizin fotoğrafları var.

Şükrü Usta Lokantası
Zaten tüm yiyeceklerin zeytinyağından yapıldığını belirteyim. Çiçek Pastanesi tatlıların, kurabiye ve hamur işlerinin en meşhur mekanı. Keçi sütünden yaptıkları dondurma gayet basarili.girebiliyorsunuz. Hafif tarçınlı gelincik şerbeti ve frambuazlı, elmalı limonatalar da hemen pastanenin çaprazında ki cafe de serin serin içilebilir. Bademli sakizli kurabiyenin her yerden bulmak mümkün zaten reklamlar yoğun şekilde gözünüze çarpıyor. Sakızlı kahve ve sakızlı muhallebi de İstanbul dakilerden bir gömlek daha iyi.
Adanın dar sokakların da beyaz badanalı, mavi masalı, sandalyeli bir çok meyhane mevcut. Yunan adaların da ki tavernaları aratmayacak cinsten fakat fiyatlar konusunda tedbirli olmakta fayda var.


Simyon Meyhanesi'nin Nefis Mezeleri
Çınaraltı Cafe günün her saati ada sakinleri ve turistlerin çay ve kahvelerini yudumladıkları ulu bir çınarın altı. Ben adaçayı içtim. Bir de patlıcanlı böreğini denedim fakat sindirim sistemime pek iyi gelmedi açıkçası.

Çınaraltı Cafe
Adanın her yerinden denize girilebiliyor fakat tuvalet ve duş imkanı olan doğal plaj Ayazma mevki. Şezlong şemsiye kirası 15 TL. Deniz olduça soğuk temmuz ayında bile.


Ayazma Plajı Panoroma
                                  
Ayazma Plajı                       
Ayazma Plajı
Eğer beach olayına takılalım diyorsanız 25 TL.ye Pelagos Beach'e gidebilirsiniz. Biz garsonla sohbet sonucu bu fiyata bir türk kahvesi ve bir ufak shot margarita da dahil ettirdik. Havuz çocuklar içinde uygun fakat ekstra içelim yiyelim derseniz fiyatları önceden sorun. 


Pelagos Beach
Ayrıca Çapraz Tatil Köyü'ne de günlük giriş yapıp aqua parktan faydalanabiliyorsunuz. Çocuklar için gayet keyifli bir mekan. Giriş 15 TL. Fakat bu iki lokalde acayip rüzgar alıyor. Ayazma plajı rüzgarı fazla olmayan en uygun denize girilebilecek yer.
Herkesin malumu ada şarapçılık ile meşhur. Merkezde Corvus, Talay, Ataol şaraplarının satış yerleri var zaten fabrikaları da yakın yerlerde. Fakat 1 temmuz itibariyle kanun koyucu şarap satış yerlerinde tadım olayını yasaklamış. Kısaca artık şarabı tatmadan almak durumundasınız. En kurumsal, en iyi reklamını yapan ve en pahalı şaraplar Corvus şarapları. Satış noktalarında bulunan afişlerine göre başkan Obama bile bu şaraptan içmiş. Corvus'u bağlarına girmek yasak. Dünyanın en düzenli bağları olduğunu söylediler. Tabi ankara'nın bağları gibi olamaz sanırım !

Egemen ve Corvus Afişi
Corvus Şarapları
Corvus Fabrika Satış Yeri
Birazda magazin. Adanın en meşhur şahsiyetlerinden biri Ata Demirer. Evinin yeri de herkes tarafindan biliniyor keza esnaftan bir amca bize evinin kalenin sol tarafında olduğunu söyledi. Zaten ada küçük bir yer kalenin ya sağında ya solunda olacak doğal olarak. Eyvah Eyvah filmlerinin 3.sunun de senaryosunu yazıp notere onaylatmış. Efendi kişilik olarak anlatılıyor. Diğer bilindik kişi gazeteci Haluk Şahin. Yaklaşik 25 seneden fazla ada da yaşiyormuş. Kitapları Çiçek Pastanesi ve pastanenin fırının da satılıyor. Ben de bir tanesini satın aldım. Hayatım da ilk defa pastaneden kitap almış oldum bu arada.
Bir dönemler ''Süper Baba'' dizisi müzikleriyle tanınmış, doksanların Türk popüler müziğimeşhurlarından Oya - Bora ikilisini de bir kaç defa etrafta gördüm.
Bozcaada sanatçılar için biçilmiş kaftan ortam olarak. Etrafta rastladığım insanlar içinde de dış görünüş itibariyle şair, ressam görüntüsü veren insanlar vardı. Belki de adanın ambiyansından mıdır nedir sanatçı havasında dolaşıyorlardır kim bilir?

Bozcaada'nın Rüzgargülleri
Bozcaada Gün Batımı
Sonuç olarak bir daha Bozcaada'ya gider miyim ? Evet, yukarıda ki güneşin batışını bir kere daha izlemek için  giderim .


30 Temmuz 2013

Bazı şeyler




Bazı zamanIar vardır. Her şeyi yapabileceğinize inandığınız ama o her şey nasıl bir şey ise bir türlü yapmaya cesaret edemediğiniz zamanlar. Aslında çok zor olan fakat çok kolaymış gibi görünen veya çok kolay olduğu halde çok zor olduğu düşünülen şeylerin gerçeğe dönüşememesi. Yıllarca isim konmaya çalışılan ama zamanı geldiğin de koyacak isim bulunulamayan şeyler misali. Dilin ucunda olan melodinin nakaratını hatırlayamamak gibi. Varken aranmayan yokken boşluğu hissedilen şeyler gibi. Bazen yeni tanıdığımız birini uzun yıllardır biliyormuşuz gibi gelir. Hiç gitmediğimiz bir şehrin sokakları caddeleri beynimizin içindedir sanki. Daha ilk sayfasını çevirmeden sonunu bildiğimiz bir romandır o şey. Melih abinin bestesidir hani yıldızlar yanıp sönerken bir yıldız kayar da birden. Bilinmezdir, sebepsizdir, sestir, nefestir.

14 Haziran 2013

Occupy Taksim


Günlerdir Taksim Gezi Parkı'nda yaşananlar milyonlarca insan tarafından her türlü platformda konuşuldu, tartışıldı, yazıldı, çizildi. Hatta Duman grubu direnişin şarkısını yaptı.

  


Gezi Parkı direnişini anlatan ilk kitap '' Gezi Günlükleri', Yazılama Yayınevi tarafından basıldı ve satışa çıktı bile.


Bir çok sanatçı tarafından özgün çalışmalar da arka arkaya geliyor ve gelecekte...

Ben de sadece kendi blog yazı tarihime not düşmesi amacıyla fikirlerimi buraya yazıyorum. Yoksa çok derin derin analizler yapacak veya kimsenin bugüne kadar söylemediği parlak bir fikir parıltısını sosyal medya ortamına salacak değilim.

Bugün itibariyle geldiğimiz noktaya baktığım da başbakanın ve valinin yaptığı görüşmelerde, direnişlerin sonuna geldiği gibi bir izlenim var veya öyle bir hava, devlet ve hükümet yetkilileri tarafından yaratılmak isteniyor. Üç haftadır süregelen olayların patlak vermesinde ki ilk kıvılcım olan polisin orantısız güç kullanımı, yetkililerinde hali hazırda rahatsızlık duyduğu bir durum. Kamuoyuna yansıtılmak istenen bütün yaşananların çevreci kaygılar sonucunda meydana geldiği ve Gezi Parkı ile ilgili sonuca ulaşıldığında ortamı biber gazı bulutları yerine pembe bulutların kaplayacağı yönünde. Yetkililer, tüm direniş ve olayların aslında hükümete olan tepkiden kaynaklandığını kabullenmemeye devam edeceklermiş gibi gözüküyor.

Direnişin bugünlere kadar gelmesi doğal olarak iktidar tarafında rahatsızlık yaratmakta ve  kendi tabanına  iktidar zayıflığı olarak yansımakta. Ayrıca hükümetin demokrasiye aykırı olarak yorumlanacak uygulamaları Avrupa Birliği'ne kadar ulaştı ve haklı tepkiler doğurdu. Bununla birlikte başbakanın sert uslubu, Türkiye'nin dünya da zayıf olarak kabul edilen demokrasi karnesini daha da vahim seviyelere sürükledi. Ekonomiye olan negatif yansımaları, turizmin alacağı ağır darbeleri zaten sokakta yürüyen her vatandaş biliyor. Neyse ki dikkat çektiğim bu noktalar sanırım başbakanın yakın çevresi tarafından da kendisine benimsetildi. Son iki günde kendisinden gelen sinyaller de yumuşama yönünde. Sonuçta çok büyük bir ihtimalle Türkiye'nin on ikinci cumhurbaşkanı olacak olan Recep Tayyip Erdoğan dünyaya böyle olumsuz bir imaj vermek istemiyor. Her ne kadar biz Türklerin toplumsal hafızası zayıf olsa da dünya vatandaşları biraz daha çemberi daraltırsak Batılılar bizim gibi değiller. Osmanlının yüz yıllar önce Avrupalıların büyük büyük dedelerine yaşattıkları her daim hafızalarının bir köşesinde saklı dururken kendi gencine gaz sıkan, orantısız güç uygulayan bir hükümetin mensupları uzun yıllar boyu unutulmaz.